Bir Günün Akşamında
Ayancık sahili
Bu yalnızlık hep sürecek değil. Dostlar gelir birazdan. Onlar olmasa belki de çekilmez bu kent. Bir de kızlar. Ne de çokmuş. Düğünlerin fazlalığına bakıp, artık genç kız kalmadı sanıyor insan. Oysa neler var geride. Akşam üzeri bir defilede sanıyorum kendimi. Bu deniz kenarı, bu iskele, bu park cıvıl cıvıl olur yakında. Bir çay söylerim Kemal Abiye. Bir fincan da çekirdek. Oh! Tamam. Ayancık’ın tapusu benim artık. Gündüz denizde, gece burada. Bir başka eğlence de yok zaten. Gölgeler çoğaldıkça etraf kalabalıklaşır. Niye gelirler akşam üstleri buraya? Sadece gündüzün sıcağından sonra serinlemek için mi? Genç kızların birbirinden renkli giysilerle gezinmeleri neden? Biz küçükken dağlarda dövüşürdük. Simdi küçüklerde uymuşlar toplum hayatına. Gelişimin sonucu bu da. İnsan her an çevresinin eseri. Değişime uyabildiğin sürece mutlusun.
Yoksa, çoğu yaşlılar gibi uzun saç, kısa etek kıyamet alâmetleri olarak görünecektir.
Güneş; denizde kaybolurken bir yakamoz gibi uzanan renk armonisinin seyrine doyum olmuyor. Yeşille maviyi birleştiren bu renk dalgasını güneşe giden bir yol sanıyor insan. Dalıyorum tatlı hayallere. Sahil yolu bir yapılsa. Gazhaneden stadyuma kadar bir kordon uzansa kıyıdan. Karşıya kabinler yapılsa da denize rahat girsek. Şu ağaçlar büyüyüverseler. Şu ışıklar daha canlı, daha renkli olsa.
Başımdaki ağrının sebebi düşünceler mi acaba? Hep gördüklerim güzel olsun, hep iyi şeyler düşüneyim diyorum. Ama mümkün değil. Lokantadan gelen kahkahalar, kahvedeki neşeli sesler motor gürültülerini bastırıyor. Vapur durmuş ilerde. Bir motor, yolcu taşıyor. Yanda gemiler demirlemişler, sessizce bekliyorlar. Deniz dalgasız, pırıl pırıl. Ayancık’ın en tatlı saatleri başladı. Bir eğlence adası sanki bu kıyı.
Güneş iyice kayboldu. Donuk bir maviye bürünmüş her yan. Kalabalık, gürültülü… Düşüncelerden sıyrılıyorum biraz. Ne yapsam acaba? Arkadaşlarımla bir arada olsam da neşelensem. Yaşar, yurt idaresiyle mücadelesini, Hamza Yüksekova’daki günlerini anlatsa.. Osman gitmeden beraberce eğlenebilsek.. Ama, en iyisi onlar gelinceye kadar kızlara bakmak. İlerde bir gurup ailece sohbetteler. O’da var içlerinde. Büyümüş, serpilmiş. Güzel mi güzel. Saçları omuzlarına dökülmüş. Davranışları rahat. Taşra kızlarının sıkıntılı ve çekingen yürüyüşü yok onda. Seneye onun için de platonik düşler kurmayacağım ne malûm. Ama bu kadarı da mutlu ediyor insanı. Varsın bakışlarıma aldırmasın; yüz vermesin. Ne beis var. O’nu görmek bile mutluluk.Ne diyor Nâzım Hikmet:
“Bir acayiptir muhabbet bahsi:
Mutlaka kendini dereye atmaz,
Sevilmeyenlerin hepsi.
İnsanların hünerleri çoktur:
İnsanlar, sevilmeden de sevmesini bilirler.”
1970 – Ayancık Sesi Gazetesi